23 Haziran 2010 Çarşamba

İSTANBUL



İstanbul neresi? Benim için hayatımın merkezi. Tüm yaşamımı geçirdiğim dünyanın yer, mekan ve konum olarak en güzel şehri bence. İçindekilerin ne olduğuna bakmayın siz İstanbul herkes için bir hayattır. Herekese göre bir hayat hemde. Ne isterseniz bulursunuz İstanbulda. Eğlenmek isterseniz benim dünyada gezip gördüğüm en müthiş gece hayatlarında biri İstanbulda, gezmek isterseniz bir yanda 500 senelik tarihi yerler diğer yanda harika alışveriş merkezleri, atlayın bir vapura ister adalara ister boğazda bir gezintiye. İş dünyası derseniz zaten koca ülkenin merkezi İstanbul.

Peki eksik olan ne? Neden İstanbul bir New York yada Paris statüsünde değil dünyada? İşte burada maalesef senelerdir bu ülkeyi yönetenlere söylenecek çok fazla şey var. Bence bu şehrin en büyük problemi toplu taşımacılıktır. Hiç bir şekilde düzgün bir şekilde toplu taşımacılık yok bu şehirde. İnsanlar ulaşmak istedikleri yere ulaşana kadar hayatlarından beziyor. Bakın diğer şehirlere, sokakta insanların yüzü herşeyi gösterir. İstanbulda herkes sinirli herkes sıkkın.

Neyse ben güzel şeylerini anlatmak istiyorum İstanbulun. Bu şehir öyle bir yer ki insanın yaşama isteğine çok şey katıyor. 25 sene karşı tarafta(Caddebostan) oturduktan sonra evlenip, karşı tarafa(İstinye) taşındım. Ne komik aslında değil mi karşı taraf meselesi. Kim nerde oturuyorsa oturmadığı yer karşı taraf olur İstanbulda. İşte bendeniz her ikisini tattım. Bundan dolayıda bazen kavram kargaşaları olmuyor değil , üzerinden 10 sene geçmiş olmasına rağmen. Öyle güzeldir ki İstanbulda bu karşı taraflar arasında vapur ile seyahat etmek , yaşamayana anlatamazsınız. Hele eskiden sigaranın içildiği(kızmayın ne yapayım kötü alışkanıklarım var benimde) zamanlarda, vapurun üst katında arka bölüme geçip bir çay, bir sigara ve bir gazete ile geçen yolculukların tadına varılmazdı. Çok küçük yaşlardan beri keyiflidir benim için vapur seyahatlaeri. Peki Caddebostan sahilden başlayıp Suadiye Princess otele kadar yürümelerin yerini ne tutabilirdi ki? Ya Bağdat Caddesi, yok üzerine derim karşı taraflılar kabul etmez ama. İstinye tarafına taşındıktan sonra ise Yeniköyün otantik ortamı, Bebek parkının keyfi, Beyoğlunda insan seline karışmanın yerini ne tutabilir diye düşünür oldum.

Son zamanlarda bayağı kafa kargaşaları içinde mutluluk ararken kendi kendime birde baktım ki ben İstanbulda yaşadığım için çok şanslıymışım. Bunların hangisini bulabilirsiniz başka yerde. Dünyanın neresi bu kadar güzeldir der oldum kendi kendime. Son olarak şunu söyleyeyim ben dünyada her yerde yaşarım ama hiç bir yerde bu kadar mutlu olamam, İstanbul benim için vazgeçilmezdir ve öyle kalacaktır.

Ümit Yaşar OĞUZCAN dan bi şiir, tabii ki konusu İstanbul.

ISTANBUL

Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.

2 yorum:

  1. biraderim eksik olan SEVGİ...SAYGI...
    diğer yazdıklarına katılırım.
    şairin dediği gibi nereye gidersen git İstanbul.
    hele İstanbul dışından dönmek;köprüden geçerken boğaz havası BİR BAŞKADIR..

    sigara konusunda haklısın ama hala arka dışarda çaktırmadan içmeler devam ediyor.
    sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  2. İnsan bir kere İstanbul'un tadını aldı mı, alışkanlık yapar kurtulamaz ondan.
    Belki diğer şehirler kadar şanslı değil ama şanı almış yürümüş dünyada.
    Pis, düzensiz, kaotik, kuralsız, kaba, dengesiz ama bir o kadar da gizemli, otantik, umutlu, ümitli, misafirperver, iyiniyetli, heyecan verici bir yer bu şehir.
    Sanırım burada yaşayanlar bilirler ki tüm bunların olduğu başka bir şehir yoktur:)
    Bundandır kalmalar bu diyarda...

    YanıtlaSil